Sn. Ulaş Çobanoğlu Özel Röportajı...

Türkiye lojistik pazarını genel anlamda sektörün artıları ve eksilerini de anlatacak şekilde değerlendirir misiniz?

Türkiye lojistik ve taşımacılık sektörü, hizmet ihracatı içerisindeki payını her yıl artırarak ülke ekonomisinin en stratejik alanlarından biri haline gelmiş durumda. Son yıllardaki verilere baktığımızda, lojistik sektörünün turizmle birlikte hizmet ihracatının lokomotifleri arasında yer aldığını net şekilde görüyoruz.

Sektörün artılarından ilkini stratejik konum oluşturuyor. Ekonomik açıdan oldukça büyük pazarlara erişimimiz kolay ve bu bize rekabet avantajı sağlıyor. Rusya-Ukrayna savaşı ve Kızıldeniz'deki jeopolitik krizler sonrasında Çin ile Avrupa’yı birbirine bağlayan Orta Koridor hayati bir alternatif haline gelmiş durumda. Türkiye de bu hattın merkez üssü konumunda.

Bunun yanında mega yatırımlar sayesinde sahip olduğumuz havalimanlarının yanı sıra liman ve otoban ağının gelişmiş yapısı, ulaşım konusunda alternatifleri artırıyor. Avrupalı şirketlerin tedarik zincirlerini Çin’den daha yakın coğrafyalara kaydırma stratejisi de sahip olduğumuz artılardan biri.

Eksilere değinecek olursak karayoluna bağımlılığın yüksek olması bunların başında geliyor. Bu noktada demiryolu ağlarının toplam taşımacılıktaki payı henüz istenen seviyeye ulaşmış değil. Bu durum; yüksek yakıt maliyetleri, sınır kapılarındaki tır kuyrukları ve yüksek karbon ayak izi olarak sektöre yük bindiriyor.

Diğer yandan sektör açısından akaryakıt fiyatlarındaki dalgalanmalar, döviz kuru hareketleri ve artan araç/yedek parça maliyetleri önemli eksilerden biri. Tüm bu maliyet artışları kâr marjlarını da daraltıyor. Aynı zamanda küresel bir sorun olan deneyimli çalışan sorunu sektör için büyük bir problem. Bugün genç nesil sektöre ilgi göstermiyor ve bu da şoför krizini ortaya çıkarıyor.

Son yıllarda küresel ticaretin hızla değişmesiyle birlikte lojistik sektöründe önemli dönüşümler yaşanıyor. Çobantur Logistics bu dönüşüme nasıl adapte oluyor?


Sektörde yaşanan dönüşümlere karşı esnek yapımız ve kolayca karar alıp uygulamaya geçirme kabiliyetimiz sayesinde rahatlıkla adapte olabiliyoruz. Avrupa’dan Türkiye’ye ve Türkiye’den Orta Doğu ülkelerine parsiyel (LTL) ve komple (FTL) taşımacılık yapan bir firma olarak kurduğumuz kesintisiz iletişim ağı ile süreçleri anlık olarak yönetiyoruz. Transit ticaret operasyonlarında bilgi akışını hızlandırarak zaman ve maliyet kaybını minimize ederken çok ülkeli operasyonları tek merkezden koordine ederek müşterilerimize rekabet avantajı sağlıyoruz.

Bu sayede sektördeki maliyet baskısı ve belirsizlikleri sadece operasyonel kaslarla değil, dijital yetkinlikle aşıyoruz. 2026 yılı için odak noktamıza aldığımız yerli ERP entegrasyonu, özellikle CIS (Bağımsız Devletler Topluluğu) bölgesindeki zorlu operasyonlarımızı standardize etmemizi sağlıyor. Bu dijital altyapı sayesinde, yükün rotasından gümrükleme süreçlerine kadar her adımı gerçek zamanlı verilerle optimize ederek operasyonel maliyetlerimizde ciddi bir avantaj yakalıyoruz. Yarım asra yaklaşan tecrübemizi; İtalya, Romanya ve İspanya’daki ofislerimizin yanı sıra teknoloji yatırımlarıyla destekleyerek geleceğin lojistik ekosistemini inşa ediyoruz. Amacımız sadece bir noktadan diğerine ürün taşımak değil; yerli yazılım gücümüzle küresel rekabette Türkiye’yi ve markamızı bir teknoloji üssü olarak konumlandırmak. Bu vizyon, transit ticaretin yeni kurallarıyla birleştiğinde müşterilerimize sunduğumuz hız ve karlılığı en üst seviyeye taşıyor.


Türkiye, jeopolitik konumu sayesinde lojistikte stratejik bir merkez olarak öne çıkıyor. Sizce Türkiye’nin uluslararası taşımacılıktaki en büyük avantajı nedir? 


Ülkemiz; gerek coğrafi konumu ve gelişmiş ulaşım altyapısı gerekse büyük ticaret hacmi ve dinamik ekonomisi sayesinde küresel lojistikte önemli bir role sahip. Özellikle Avrupa, Asya, Afrika ve Orta Doğu’nun geçiş koridorunda yer almamız sebebiyle doğu-batı ve kuzey-güney ticaretinde stratejik transit geçiş ve bağlantı noktası oluşturuyor. Bu potansiyeli değerlendirmek adına altyapıya yapılan yatırımlar da kritik önem taşıyor. Bu yönüyle coğrafi konumumuz bize her dönem avantaj sağlamaya devam edecek. Altyapıya gereken önemi vererek yatırım yaparsak ülkemizden geçen yük miktarı da ciddi ölçüde artacaktır. Sektörün farklı taşıma modlarını bir arada kullanması da lojistikteki gücümüzü her geçen gün daha da artırıyor.


Dijitalleşme ve yapay zekâ, lojistik operasyonlarını yeniden şekillendiriyor. Şirket olarak teknoloji yatırımlarınızda hangi alanlara öncelik veriyorsunuz?


Tüm operasyonel süreçlerimizi destekleyen uygulamaları, kendi in-house yazılım ekibimiz ile geliştiriyoruz. Bu sayede süreçlerimizi daha esnek ve hızlı yönetiyor, müşterilerimizin taleplerine anlık ve etkin şekilde yanıt verebiliyoruz. Araç takip sistemleri, iş zekâsı uygulamaları, robotik süreç otomasyonu ve Müşteri Portalı gibi tüm dijital bileşenlerimizi entegre ederek operasyonel mükemmeliyeti en üst seviyeye taşımayı hedefliyoruz. Topladığımız verileri analiz ederek yönetim ve operasyon ekiplerimizin karar alma süreçlerini güçlendiriyor, müşterilerimize en doğru bilgiyi, en hızlı şekilde ulaştırmayı amaçlıyoruz. Sonuç olarak vizyonumuz; lojistik süreçlerimizi veriye dayalı, öngörülebilir ve optimize edilmiş kararlarla yöneterek operasyonel hızımızı artırmak, maliyetleri azaltmak ve müşteri memnuniyetini en üst seviyeye çıkarmak üzerine kurulu.


Son dönemde artan maliyetler, akaryakıt fiyatları ve tedarik zinciri sorunları sektörü nasıl etkiledi? Bu süreçte nasıl bir yol haritası izlediniz?

Son dönemde dünya genelinde yaşanan gelişmelerin birçok sektör üzerinde baskı yaratıyor. Biz de taşımacılık işini motorlu taşıtlar kullanarak icra eden bir firmayız. Bu taşıtların tüm ihtiyaçları petrol ürünlerine bağımlı. Savaş nedeniyle artan petrol fiyatları veya burada sürecek dengesizlikler hem maliyetlerimizi etkiliyor hem de belirsizlik yaratıyor. Taşıtlarda kullandığımız yakıt; yağ, lastik ve birçok yan ürünün maliyetini artırıyor. Bu durumda da uzun vadeli hizmet fiyatlandırması mümkün olmuyor. Tüm bu gelişmelerin hizmet ürettiğimiz üretim sektörünü de etkileyeceğini görüyoruz. Tedarik zincirindeki kopma ve maliyetler belirsizlik yaratıyor. Bu durumda üreticiler üretimi daraltıyor ve bu durum bize talepte daralma olarak yansıyor.
Bu zorluğu yerli ERP entegrasyonunu devreye alarak ve transit ticaret operasyonlarında bilgi akışını hızlandırarak aşıyoruz. Bu sayede zaman ve maliyet kaybını minimize ediyoruz. Çok ülkeli operasyonları tek merkezden koordine ederek müşterilerimize gerçek bir rekabet avantajı sağlıyoruz.


Avrupa başta olmak üzere uluslararası pazarlarda Türk lojistik firmalarına yönelik talep sizce hangi seviyede? Türk şirketleri global rekabette nerede duruyor?


Avrupa ve küresel pazarlarda Türk lojistik firmalarına yönelik talep son yıllarda giderek yükselen bir grafik sergiliyor. Bunda Türkiye’nin sadece bir köprü değil, küresel tedarik zincirlerinin yeniden yapılandığı ana merkezlerden biri konumunda olması son derece etkili. Bunun doğrultusunda global rekabette geldiğimiz noktayı rakamlarla açıklayacak olursak:


 Türkiye’de lojistik sektörünün pazar büyüklüğü 100 milyar dolar
seviyesine ulaştı ve bu rakamın biraz üzerine çıktı. Coğrafi konumumuz sayesinde lojistik sektörü, Türkiye ekonomisinin en önemli hizmet ihracatı alanlarından biri haline gelmiş durumda.


 Türkiye’nin hizmet ihracatında lojistik sektörünün payı oldukça yüksek. 2024 yılında lojistik ihracatı 42 milyar 400 milyon dolar olarak gerçekleşti. Bu rakam: Türkiye’nin toplam 122,5 milyar dolarlık hizmet ihracatının yüzde 35’ini oluşturuyor. Bu oran, lojistik sektörünün Türkiye ekonomisi için stratejik bir ihracat alanı olduğunu ortaya koyuyor.


 Küresel lojistik sektöründeki konumumuz giderek güçlenirken
Türkiye’nin dünya lojistik ihracatındaki payı yüzde 2,8 seviyesinde. Bu oranla Türkiye dünya sıralamasında 10. sırada yer alıyor. Bu başarıda özellikle kara yolu taşımacılığı, transit taşımalar ve Avrupa ile yoğun ticaret ağının önemli rol oynuyor.


 Türkiye’nin transit taşımacılık kapasitesi de son yıllarda ciddi şekilde büyüdü. 2013–2025 arasında hareketli taşımalar yüzde 65 arttı 1,5 milyon taşımadan 2,5 milyon taşımaya yükseldi. Uluslararası taşımalar ise yüzde 86 arttı 1,2 milyondan 2,2 milyon seviyesine ulaştı. Bu artış Türkiye’nin Avrupa ile Asya arasında önemli bir transit lojistik merkezi haline geldiğini gösteriyor.

Sürdürülebilir taşımacılık artık sektörün en önemli gündemlerinden biri haline geldi. Yeşil lojistik ve karbon salınımının azaltılması konusunda ne tür çalışmalar yürütüyorsunuz?


Lojistik ağının ve teslimatın çevresel etkisini en aza indiren iş uygulamalarını içeren yeşil lojistik, bugün daha önemli hale gelmiş bir kavram. Biz de yeşil lojistik anlayışını tüm operasyonlarımızın merkezine yerleştirmiş durumdayız. Bunun için her yıl düzenli olarak karbon ayak izi raporlaması yapıyor, emisyon azaltımına yönelik tüm iyileştirmeleri veriye dayalı şekilde yönetiyor ve EURO
6 motorlu araç kullanımını destekleyerek taşımacılık kaynaklı emisyonları azaltıyoruz. Bu noktada T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından verilen Yeşil Lojistik Yetki Belgesi’ni 2023 yılında almış olmamız, sürdürülebilir taşımacılıktaki kararlılığımızı tescilliyor. EURO 5/6 motor kullanımı sayesinde araçlarımızda daha düşük emisyonlu motorları tercih ediyoruz. Intermodal faaliyet tarafında ise yakıt ve enerji tüketimini azaltarak karbon salımını
düşürüyoruz. Enerji tasarrufuna yönelik ise ofis ve depolarımızda yer alan aydınlatma ve cihaz kullanımlarında tasarruf uygulamalarımız bulunuyor.
Dijital dönüşümü benimseme noktasında da evrak gerektiren süreçleri dijitalleştirerek kağıt kullanımı önemli ölçüde azaltmış durumdayız. Mevcut önlemlerimizi daha ileri taşımak adına gelecek yatırımlarımızı da güneş enerjili tesisler ve dijitalleşme odaklı projeler üzerine kurgulayarak sektörün dönüşümüne öncülük etmeyi hedefliyoruz.


E-ticaretin büyümesi lojistik sektörünü nasıl dönüştürdü? Özellikle hızlı teslimat beklentileri operasyon süreçlerini nasıl etkiliyor? 


E-ticaretin varlığı ve hızlı büyümesinin lojistiği bütünüyle değiştirdiğini söyleyebiliriz. Geleneksel lojistikteki toplu sevkiyatlar yerini daha küçük, sık ve adrese teslim mikro süreçlere bıraktı. Bu durum, depolarda sıfır hatalı otomasyon sistemlerini (AS/RS), anlık veri takibini ve bulut tabanlı akıllı taşıma
yönetim sistemlerini deneysel olmaktan çıkarıp birer zorunluluk haline getirdi.


Lojistik sektöründe insan kaynağı ve nitelikli çalışan konusu sık sık gündeme geliyor. Sizce sektörün en büyük insan kaynağı sorunu nedir? Siz, bu sorunu nasıl çözüyorsunuz? 2026 yılı itibarıyla lojistik sektöründe en çok konuşulacak başlık sizce ne olacak? Otonom taşımacılık, yapay zekâ, veri analitiği gibi alanlarda nasıl bir gelecek öngörüyorsunuz? 


Sürücü, depo yöneticisi, operasyon koordinatörü gibi pozisyonlarda 2024 itibarıyla yaklaşık 50 bin kişiyle ciddi bir boşluk yaşanıyor sektörde. Özellikle genç neslin tır şoförlüğü mesleğine ilgi göstermemesi bu krizi derinleştiriyor. Bu sebeple şoför açığı bir tek ülkemizde değil tüm Avrupa ülkelerinde had safhada devam ediyor. Lojistik eğitiminin artırılması gerekirken hâlâ sahada çalışacak, teknolojiye hâkim personel bulmak zor. Büyük firmalarda lojistik
yazılımlar (TMS, WMS, e CMR) kullanılsa da sektörel dijital geçiş henüz yeterli noktada değil.

Sektörümüzün yakın gelecekte geleneksel bir taşıma iş kolundan, otonom, karbon-nötr ve yapay zeka tarafından yönetilen bir yapıya dönüşeceğini öngörüyoruz.

Bu yüzden şu gelişmeleri görmemiz olası:
Karbon-Nötr ve Yeşil Koridorlar: Önümüzdeki 10 yılın en büyük yapısal dönüşümü sürdürülebilirlik ekseninde gerçekleşecek.
Otonom Ekosistem ve “Logistics 4.0”: Teknoloji yatırımları deneysel
olmaktan çıkıp sektörün ana standardı haline gelecek.
Dijital Orkestrasyon ve Tahminleme: Geleneksel nakliye komisyonculuğu (forwarding) tamamen ortadan kalkacak.
Jeopolitik ve Bölgesel Merkez Yapısı (Türkiye Perspektifi): Master
planların makro hedefi doğrultusunda ticaret haritası yeniden şekillenecek.


Son olarak, Çobantur Logistics olarak önümüzdeki döneme ilişkin hedefleriniz neler? Yeni yatırım, yeni pazar veya yeni hizmet alanları gündemde mi?


2026 yılı, bizim için yeniden yapılandığımız 2025 yılının karşılığını toplama ve sürdürülebilir kârlılık yılı olacak. Bu kapsamda en önemli önceliğimiz, Almanya’da gerçekleştirmeyi planladığımız yeni bir satın alma ile operasyonlarımızı yeniden yapılandırmak. Bununla birlikte, yurt dışında da bir holding yapılanması kurarak tüm grup şirketlerini bu çatı altında toplamayı hedefliyoruz. Avrupa’da halihazırda aktif olduğumuz ülkelerde ilave yatırımlar gündemimizde yer alırken, 2026’nın son çeyreği itibarıyla şirketin kârlı bir
yapıda istikrarlı şekilde büyümesine devam etmeyi en büyük önceliğimize koyduk. Müşteri memnuniyetini ve hizmet kalitesini önceliklendirmeye devam edeceğiz. Bizim için büyüme; yalnızca hacim değil, kontrollü, sürdürülebilir ve güvenilir büyüme anlamına geliyor. Yine bu yıl sürdürülebilirlik ve kontrol kısımlarının gelişmesinde büyük rol oynayan 7/24 track and trace sistemini
sadece şirketimiz çalışanları tarafında değil ayrıca müşterilerimizin kullanımına açtık. Bu şekilde tüm müşterimizi kendi şeffaf yönetimiz ile ortak paydada toplandık ve şeffaf lojistik konusunda bir önemli bir adım attık. Önümüzdeki dönemde odağımız, yalnızca bugünü yönetmek değil; önümüzdeki 5–10 yılın lojistik ihtiyaçlarına hazır bir yapı kurmak olacak.

Samimi cevaplarınız için teşekkür ederiz.

 

 

 

 

 

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.